Tatilde de "yemek"
Farkında mısınız bilmem, son yıllarda tatilden dönen arkadaşların, tanıdıkların büyük bir heyecanla anlattıkları arasında ne denizin eşsiz maviliği, ne de dekorasyondaki kusursuz ayrıntılar başrolde... Tatil anılarının uzak ara lideri; yeme-içme keyfi… "Bilmem ne restoranında yediğim kabak çiçeği dolması öyle güzeldi ki" ile başlayıp, ağızda eriyen un kurabiyelerine, harika marine edilmiş kalamarlara, malzemeden kaçılmamış içli köftelere ya da etin lezzetiyle "şimdiye kadar yediklerini unut" dedirten kebaplara kadar yemeğe dair ne varsa dilimizden düşmüyor. "Ah o kahvaltılar yok mu…" cümlelerinin ardından yüze yayılan tatlı tebessüm, "daha şimdiden özledim" iç çekişleriyle bütünleşiyor… Bu konuşmaların ardından gidilecek, görülecek yerler listesine illa ki dizi dizi destoranlar, hangi seyyar satıcının nerede ne sattığı, en güzel yöresel ürünleri bulabileceğimiz dükkanların adı ekleniyor. Hadi biz sektör itibariyle bu konulara daha yakınız ama çevremizdeki her yaş ve meslek grubundan insanın da yemeğe dair aynı heyecanı duyduğuna tanık olmak, tarifi mümkün olmayan bir haz veriyor açıkçası!.. 19 yıldır yemek kültürümüzü yansıtan nice güzelliği sayfalarımızda sizinle buluşturmuş, damak hafızanıza ufak da olsa katkıda bulunmuş olmanın mütevazı gururunu yaşıyoruz. Muazzam mutfak hazinesine sahip bir milletin çocukları olarak sadece doymak için yemenin ötesinde hissetmemizden daha doğal ne olabilir ki? Şehir hayatı istediği kadar stüdyo yaşamlara dönüşsün, kocaman kilerli, büyük mutfaklı, sıcacık kuzinelerin olduğu evlerin izleri günümüze kadar ulaşıyor işte!
Her ne kadar tüketim dünyası, çarçabuk hazırlanan gıdalarla, bir çırpıda tek başımıza yiyebileceğimiz yemekleri bize dayatıyor gibi görünse de, damaklarımız hala genetik aktarımlarla iyi yemeği tanıyor, hatta üşenmeyip iyi yemeğin peşinden koşuyor. Hal böyle olunca, bir pazar günü üşenmeyip köfte yemeğe Tekirdağ'a, kahvaltı yapmaya Bursa Cumalıkızık köyüne, hatta tatlılarını çok sevdiği pastaneyi özleyip İzmir'e doğru yolculuğa çıkan dostlarımı gönülden destekliyorum. Kebap yemek için Antep'e, Adana'ya gidenler, canı dumanı üstünde mıhlama, karalahana sarması çektiği için Karadeniz turuna çıkanlar, mezeleri gözünde tüttüğü için Cunda yollarına düşenler, her biri kendi çapında lezzet savunucuları gibi görünüyor gözüme… Önüne konan tabakta lezzet notasına rastlamazsa, bunu açıkça ifade eden 9 yaşındaki kızımı izlerken duygulanıyorum mesela. Çünkü biliyorum ki Zeynep de damak tadı gelişmiş bir çocuk olarak her zaman gerçek yemekle suni olanı ayırt edecek ve tercihini iyi gıdalardan yana kullanacak. Eğer tezgahta sararıp solmuş sebzeyi, meyveyi evinize sokuyor, gün ışığında bekletilen yumurtayı tüketiyor, sağlıksız ve donuk yağlarla yapılmış hazır hamurişleriyle öğün geçiştiriyorsanız, bu bir seçimdir; taze ve günlük beslenmek, mevsimindeki ürünleri tüketmek, mevsimi olmayandan özellikle uzak durmak ise başka bir seçim… Evde, seyahatte, yazlıkta, komşu ziyaretinde, nice keyifli lezzet anıları biriktirerek yaz günlerinin tadını çıkarmanız dileğiyle…
Esra Düzdağ
Sofra’da Bu Ay
- Dilek Yetkiner ile Ot Kokulu Mücverler
- Dünya Mutfağından Çilekli Tartlar
- Zeynep Dinç'ten İlkbaharın Müjdecileri
- İnci Bak'tan Kuzu Etli Bahar Yemekleri