Bir içimlik kahve keyfi...
Bir bardak soğuk su, bir orta şekerli kahve… Hep kafam karışır önce hangisini içmek lazım diye? Makbulü, kahvenin o büyülü tadını alabilmek için suyu önce içip, damağımızı bu enfes lezzet için hazırlamakmış okuduğuma göre. Kahve adı verilen ve bir kez içildi mi kendine bağımlı hale getiren bu küçücük çekirdeğin ilk ne zaman nerede bulunduğu konusunda türlü rivayetler olmakla birlikte büyülü çekirdeği Türkiye'ye ilk, dönemin Yemen Valisi Özdemir Paşa'nın getirdiği biliniyor. Gerek pişirirken gerek küçük küçük yudumlar halinde içilirken oluşan ve yazılı olmasa da zamanla kural haline gelen ritüellerinden olsa gerek "bir içimlik kahve keyfi" kısa zamanda başta saray olmak üzere tüm evlerde, kahve adı verilen zamanın şiirler okunup, keyifli sohbetlerin yapıldığı mekanlarda kendine tutkunlar bulmuş.
Nasıl olsun? Az şekerli, orta, sade…
Dost meclislerinin vazgeçilmezi, en keyifli yemeklerin son perdesi kahveyle tanışmam çocukluk günlerime 80'li yıllara rastlar. Annemin bize gelen arkadaşına sorduğu Türk kahvesi mi Nescafe mi içeriz? sorusuna aldığı cevap "çok oturmayacağım" olduğunda gidip büyük iki fincan sıcak suya birer tatlı koşuğu koyduğu ve şeker ve süt ile ikram ettiği Nescafe hep kafamı karıştırırdı. Annem daha arkadaşının hangisini içeceğini söylemeden niye hemen koşup mutfağa giderdi; üstelik çok az vakit varsa neden küçücük fincanda Türk kahvesi içmek varken Nescafe içerlerdi anlamazdım. Aynı misafir başka bir gün geldiğinde o küçücük fincanlarda pişmesi bile dakikalar alan Türk kahvesi ağır ağır içilir, konudan konuya geçilirdi. Evimize çok sık gelmeyen ve beraber akşam yemekleri yenilen kalabalık günlerde ise annem Türk kahvesi içerim cevabından sonra nasıl olsun? derdi. Az şekerli, sade, orta…
Nescafe, Cafe Latte, Espesso, filtre kahve…
Nescafe Cafe Latte Espesso filtre kahve… Hepsinin tadı lezzeti yeri ayrı elbette. Hiçbir şeye vaktimizin olmadığı telaşla oradan oraya koşturduğumuz benim artık büyüyüp çoktan sorumluluk sahibi olduğum şu günlerde annemin "Türk kahvesi mi Nescafe mi" sorusu da anlamını buldu. Evet yapılacak çok iş koşturulacak çok yer var: Ödevler raporlar çocukların okulu… Liste uzayıp gidiyor. Minik bir mola mı verilecek; gelsin üçü bir arada kahveler yok eğer yolda mı içeriz kahvemizi o zaman kağıttan bardaklara yazdıralım adımızı bekleyelim sıramızı işte kahvelerimiz hazır! Bir avuç kahve çekirdeği ne zaman ki benim için dostlarla paylaşılan keyifli sohbetler yaşam telaşının en yoğun anlarının ödülü yerine geçen "vazgeçilmez" molalar haline geldi işte o zaman anneannem üç tane fincan hediye etti. Camekanlı dolabından çıkarıp "üç tanesini sana üç tanesini de ablana veriyorum" diyerek verdiği fincanlar şimdi benim camekanlı dolabımdalar…
"İyi dileklerle" içilen bir fincan kahve...
Son yudum alınır, fincan tabağa ters çevrilir, şöyle bir çalkalanır: "hadi neyse halim, çıksın falim" Gerçi bu sahil kasabasında fal bakacak dostlar yoktu yanımda; aman canım iyi birkaç temenni, güzel dilekler değil midir duymak istediğimiz, pekala insan kendi de söyleyebilir eğer "iyi dileklerle" kapatılmış bir fincanı varsa! Ne zaman ki işaret parmağımla dokunup, soğuduğuna aklım kesince ters çevirdiğim fincanı açıp elime aldım, bir ses duydum arkamda: Böylesini de ilk kez gördüm ömrümde, diye! Sahilde tek başına yürürken dikkatimi çeken, yaptığımız uzun ve keyifli sohbete rağmen adını sormadığım yaşlı teyze gülümsüyordu bana. Önce fincanı aldı eline, kenarda birikmiş telveleri şöyle salladı bir, sonra başladı söze: "bak kısmetlerin akıyor" diye… Günün en güzel dileklerini paylaştı benimle!
Kısacık kaçamak tatilimi bitirip, döndüm yine şehre. Yetiştirilecek işler, aranacak kişiler… Başlamadan yeni günün koşuşturmasına günün ilk Türk kahvesi elimde, hem de ne zamandır kullanmadığım anneannemin fincanlarından biriyle. Yaşlı teyzenin anlattığı o güzel günleri, paylaşmak istedim sizlerle…
Gününüz sağlıklı, bereketli, dostlarla paylaşılan bir fincan Türk kahvesi tadında olsun!