Bir içimlik kahve keyfi...
Yazarımız Yeşim Özcan'ın kaleminden Türk kahvesi...
"Rahmetli Oktay Bey ile kahvaltımızı yapıp onu, günün mutfak alışverişine gönderdikten sonra yan komşumuz Leyla Hanım ile aramızda nerdeyse otuz yıldır bir gelenek haline gelen bir içimlik kahve keyfimiz başlardı. Kahvenin ille de çekilmemişi alınırdı bizim eve… Kaç kişilik kahve pişirilecekse o kadar kahve çekirdeği rahmetlinin babadan oğula yadigar kalan emektar tavasında yanmadan kavrulup, soğutulurdu önce. Kahvenin kavrulurken yaydığı kokuyla başlardı bizim sabah sohbetimiz de. Sokağa yeni taşınanlar, en son okunan mecmualar, geçen gün terzide rastlanılıp ayaküstü sohbet edilen "yol yordam bilen" komşular… Leyla Hanım sevdiği dost bellediği insanlardan bahsederken hep "kahvesi içilir o kadının" derdi. Ben, soğuyan kahve çekirdeklerini el değirmenine koyup, öğütürken Leyla Hanım da incecik İznik porseleni kahve fincanlarını, kahve tepsisini, yeni yıkayıp kolaladığım dantel tepsi örtüsünü ve kahvenin yanına iki bardak soğuk suyu hazırlardı. İkimizde kahveyi şekersiz severdik. Kısık ateşte ağır ağır pişerken kahvemiz, söz dönüp dolaşıp en kıvamlı en can alıcı konulara gelirdi. Bir gözüm ocağın üstündeki bakır cezvede olurdu… Pişen kahveyi ocaktan almadan evvel, birkaç taşım köpüğü fincanlara paylaştırır, mis kokusunu içime çekerdim. Salonun sokağın girişine bakan cam kenarına oturup hızla geçip giden zamana inat, tadını çıkararak, yavaş yavaş mutlulukla içerdik kahvemizi. O günlerden aklımda kalan bir de Leyla Hanım'ın her sabah kahveye gelirken küçücük altın rengi kesesine koyup getirdiği, ben kahvenin başında "aman taşmasın" diye nöbet tutarken çocukça bir mutlulukla fincanlarımızın kenarına iliştirdiği çifte kavrulmuş lokumlar…"
Bir bardak soğuk su, bir orta şekerli kahve…Bir bardak soğuk su, bir orta şekerli kahve… Hep kafam karışır önce hangisini içmek lazım diye? Makbulü, kahvenin o büyülü tadını alabilmek için suyu önce içip, damağımızı bu enfes lezzet için hazırlamakmış okuduğuma göre. Kahve adı verilen ve bir kez içildi mi kendine bağımlı hale getiren bu küçücük çekirdeğin ilk ne zaman nerede bulunduğu konusunda türlü rivayetler olmakla birlikte büyülü çekirdeği Türkiye'ye ilk, dönemin Yemen Valisi Özdemir Paşa'nın getirdiği biliniyor. Gerek pişirirken gerek küçük küçük yudumlar halinde içilirken oluşan ve yazılı olmasa da zamanla kural haline gelen ritüellerinden olsa gerek "bir içimlik kahve keyfi" kısa zamanda başta saray olmak üzere tüm evlerde, kahve adı verilen zamanın şiirler okunup, keyifli sohbetlerin yapıldığı mekanlarda kendine tutkunlar bulmuş.
Nasıl olsun? Az şekerli, orta, sade…
Dost meclislerinin vazgeçilmezi, en keyifli yemeklerin son perdesi kahveyle tanışmam çocukluk günlerime 80'li yıllara rastlar. Annemin bize gelen arkadaşına sorduğu Türk kahvesi mi Nescafe mi içeriz? sorusuna aldığı cevap "çok oturmayacağım" olduğunda gidip büyük iki fincan sıcak suya birer tatlı koşuğu koyduğu ve şeker ve süt ile ikram ettiği Nescafe hep kafamı karıştırırdı. Annem daha arkadaşının hangisini içeceğini söylemeden niye hemen koşup mutfağa giderdi; üstelik çok az vakit varsa neden küçücük fincanda Türk kahvesi içmek varken Nescafe içerlerdi anlamazdım. Aynı misafir başka bir gün geldiğinde o küçücük fincanlarda pişmesi bile dakikalar alan Türk kahvesi ağır ağır içilir, konudan konuya geçilirdi. Evimize çok sık gelmeyen ve beraber akşam yemekleri yenilen kalabalık günlerde ise annem Türk kahvesi içerim cevabından sonra nasıl olsun? derdi. Az şekerli, sade, orta…
Nescafe
"İyi dileklerle" içilen bir fincan kahve...
Şehrin koşusturmacasından, sıkıntısından, kalabalığından kaçıp gittiğim bir sahil kasabasında o günün kutlaması niyetine içtiğim bir fincan Türk kahvesi nelere kadir oldu… Madem bu sabah yetişecek bir toplantı, aranacak kişiler yoktu o zaman bu sabaha en çok şöyle bolca köpüklü bir fincan Türk kahvesi yakışırdı… Orta şekerli kahve siparişini verip, sahilde denize en yakın masalardan birine misafir ettim kendimi usulca. Arkası denize dönük oturan iki amca, birkaç arsız kedi bir de bendim bu sabahın ilk müşterileri… Keyifle içtiğim kahvemin o vazgeçilmez ritüeli burada da geldi aklıma, yalnız olsam da! Son yudum alınır, fincan tabağa ters çevrilir, şöyle bir çalkalanır: "hadi neyse halim, çıksın falim" Gerçi bu sahil kasabasında fal bakacak dostlar yoktu yanımda; aman canım iyi birkaç temenni, güzel dilekler değil midir duymak istediğimiz, pekala insan kendi de söyleyebilir eğer "iyi dileklerle" kapatılmış bir fincanı varsa! Ne zaman ki işaret parmağımla dokunup, soğuduğuna aklım kesince ters çevirdiğim fincanı açıp elime aldım, bir ses duydum arkamda: Böylesini de ilk kez gördüm ömrümde, diye! Sahilde tek başına yürürken dikkatimi çeken, yaptığımız uzun ve keyifli sohbete rağmen adını sormadığım yaşlı teyze gülümsüyordu bana. Önce fincanı aldı eline, kenarda birikmiş telveleri şöyle salladı bir, sonra başladı söze: "bak kısmetlerin akıyor" diye… Günün en güzel dileklerini paylaştı benimle!
Kısacık kaçamak tatilimi bitirip, döndüm yine şehre. Yetiştirilecek işler, aranacak kişiler… Başlamadan yeni günün koşuşturmasına günün ilk Türk kahvesi elimde, hem de ne zamandır kullanmadığım anneannemin fincanlarından biriyle. Yaşlı teyzenin anlattığı o güzel günleri, paylaşmak istedim sizlerle…
Gününüz sağlıklı, bereketli, dostlarla paylaşılan bir fincan Türk kahvesi tadında olsun!
Sofra’da Bu Ay
- Dr. Ayça Kaya'dan Yaza Fit Girmenin 5 Altın Kuralı
- İnci Bak'tan Asma Yaprağına Yeni Yorumlar
- Şef Ali Can Sabunsoy'dan Evre Restoran Lezzetleri
- Pasta Şefi Bahar Yılmaz'dan Anneler Günü'ne Özel Pastalar
ve Daha Fazlası ...
ABONE OL