Siyam’da bir şehir: Bangkok
Doğu’nun gizemli ülkesi nam-ı diğer “özgürlerin ülkesi” Tayland; eski adıyla Siyam. Güneydoğu Asya’nın geçmişten bugüne tarihiyle, egzotik doğasıyla, mutfağıyla adından hep söz ettirmiş Siyam…
Fotoğraflar: Murat Solakoğlu
Uzakdoğu'nun en gelişmiş, en zengin ve en kalabalık kentlerinden birisi başkent Bangkok. Tay dilinde "melekler şehri" anlamına gelen, geçmişin gizemli yüzü ile günümüz modernizminin bir araya geldiği, yirmidört saat yaşayan, büyülü şehir… Şehrin her yerine yayılmış görkemli, ışıltılı Budist tapınakları, turuncu cüppeleriyle günlük hayatın içinde yol alan rahipleri, bir tarafta nehrin etrafında kanallarda hayatlarına devam eden, diğer yanda modern binalarda, caddelerde, alışveriş merkezlerinde "batılı" olan güler yüzlü Tay insanıyla, tezatlar şehri Bangkok…
Bangkok'a direk ya da aktarmalı sefer yapan birçok firma var. Şehrin havalimanına vardığınız anda hayatınızdan 5 saati ayrılırken geri almak koşuluyla emanete bırakıyorsunuz; Tayland'da zaman Türkiye'den 5 saat önde koşuyor çünkü.
Tayland'ın başkenti Bangkok Asya'nın en kalabalık şehirlerinden birisi. Havalimanından şehre doğru yola koyulduğunuzda ilk gözünüze çarpan İstanbul'u aratmayan trafik ve inanılmaz yüksek binalar. Tabii bir de yüzünüze çarpan o sıcak ve rutubetli hava!
Burada üç mevsim yaşanıyor: Sıcak dönem daha sıcak dönem ve en sıcak dönem. Kasım ve Şubat ayları arası en az sıcak olan dönem, Mart- Mayıs arası en sıcak dönem, Haziran- Ekim arasında ise muson yağmurlarının etkisini gösterdiği dönem yaşanıyor. Muson yağmurları döneminde özellikle öğleden sonraları birkaç saat süren sağnak yağışlar var. Her ne kadar birçok seyahat kitapları, tur rehberleri Uzakdoğu için en uygun zamanın Kasım- Şubat ayları arası olduğunu belirtseler de tavsiyem maceracı yanınıza kulak verip, Haziran- Ekim arasında bir zamanda gitmeniz. Özellikle muson yağmurlarının sona ermesine yakın Eylül ayında yapacağınız seyahat hem şehrin tadını çıkarmak, hem de güler yüzlü Tay halkı ile tanışıp, kaynaşmak için en uygun zaman; zira bu dönem de şehir oldukça boş, yabancılar yok denecek kadar az, oteller daha ucuz, en şık restoranlar ise nerdeyse fastfood fiyatına.

Bangkok'da iki uç hayat bir arada!
Şehrin bir tarafında yüksek ve ihtişamlı yeni binalar, plazalar, Avrupa'yı aratmayan lüks alışveriş merkezleri, şık restoranlar, trafik, kalabalık ve karmaşa hakim; diğer tarafındaysa Bangkok'un yerli olan "Tay" yüzü var. Adı konulmuş bir sınır çizilmiş olmasa da yerel halkın yoğun olarak yaşadığı ve geleneksel değerlerine sahip çıktığı mahalleler, kanallar, sokaklar, pazar ve çarşılar daha renkli, daha heyecan verici. Özellikle de kanallar. Kanallarda yaşam alıştığımız türden değil. Tay halkının büyük bir çoğunluğu bu kanalların üzerine kurulmuş, tahta bacaklı, ahşap evlerde yaşıyor. Uzun kuyruklu, gürültücü motorlarıyla tekneler nehir boyunca sürekli hareket halindeler. Kanallardaki hayatı görmek için bu teknelerden birini kiralayabilir, ya da Chao Phraya Turist Teknesi'yle bir uçtan diğerine oldukça keyifli ve de ucuz bir kanal seyahati yapabilirsiniz. Bir diğer alternatif ise halkın kullandığı toplu taşım araçları olan teknelerle dolaşmak.
Hani bazı şehirler vardır, gezilip, görülecek her yer birbirine yürüme mesafesi kadardır. Böyle şehirlere giderken hep bize tembih edilir, şehri yürüyerek keşfedin, diye… Bangkok'da bunu unutun. Görülecek yerler birbirine o kadar uzak ki, üstüne üstlük bir de sıcak havayı düşündüğünüzde Bangkok asla yürüyerek keşfedilecek bir şehir değil! Şehri gezerken kullanılacak pek çok alternatif var: Bunlardan en turistik olanı Tuk Tuk denilen üç tekerlekli motorsikletler. İyi bir pazarlık yaparak bir tuk tuk kiralayıp, şehrin kalabalığına takılmadan, kısa zamanda birçok yeri gezme şansınız var. Yalnız tuk tuk ile yapacağınız gezide sakın ola insiyatifi sürücüye kaptırmayın. Başta kuyumcular olmak üzere pek çok hediyelik eşya mağazasıyla anlaşmalı olan tuk tuk sürücüsü alıp sizi hiç ilginizi çekmeyecek yerlere götürüp, zaman kaybettirebiliyor. Ulaşım için metro ve gök- tren adı verilen klimalı, oldukça konforlu araçlar ya da taksiler de seçenekler arasında. Birkaç kez bindiğimiz taksilerde en çok dikkatimizi sıcak ayarı olmayan klimalar çekti.
Halkının büyük çoğunluğu Budist olan Bangkok'da "wat" adı verilen irili ufaklı yüzlerce tapınak var. Wat Phra Kaev, Wat Arun, Wat Pho, Wat Benjamabophit ve Tayland'ın 4,5 ton ağırlığındaki en büyük altın Buda heykelinin olduğu Wat Traimit mutlaka görülmesi gerekenlerden. Özellikle Şafak Tapınağı olarak bilinen Wat Arun'u gün batımında ziyaret ederseniz, şehrin en güzel gün batımını da buradan izleyebilirsiniz. Eğer Bagkok'da zamanınız gittikçe daralıyorsa ve kendinizi bir an önce deniz ve kumlara bırakmak niyetindeyseniz bu watlardan özellikle 15 metre yüksekliği ve 46 metre uzunluğuyla yatan Buda'nın bulunduğu Wat Pho'yu görülecekler listenizde ilk sıraya almanızı öneririm. İkinci sırada ise Büyük Saray yer almalı…

Tapınaklara yaptığınız gezide minik bir mola verip Jim Thompson'un müze evine konuk olun. Bir fincan yeşil çay eşliğinde Tay ipeklerini tüm dünyaya tanıtan eski ajan ve mimar'ın hikayesine kulak verin… İkinci Dünya Savaşı sırasında gizli ajan olarak Güneydoğu Asya'ya gelen Amerikalı mimar Jim Thompson, savaş bitince Bangkok'a yerleşmiş ve içinde heykellerin, seramik eşyaların olduğu, bugün müze olarak ziyarete açık olan bu evi yapmış. Jim Thompson, 1967 yılında yaptığı Malezya seyahatinden bir daha dönmemiş ve o günden beri kendisine ne olduğu ile ilgili türlü efsaneler üretilmiş. Benim dinlediğim, Jim Thompson'un Malezya'da izini kaybettirip dünyanın başka bir yerinde yeniden bir hayat kurduğu…
Bangkok'da tüm sokaklar, caddeler, meydanlar adeta bir panayır alanı gibi. Halkın belki de en fazla vakit geçirdiği yerler olan pazarlar, 24 saat cıvıl cıvıl… Yan yana pek çok tezgah bir arada bu pazarlarda. Tapınaklara sunulacak rengarenk orkideler, yaseminler; tropikal iklimin ödülü olan meyveler; kişniş kökü, palmiye şekeri, hindistancevizi, zencefil, taze limon otu, envai çeşit baharat; kurutulmuş balık çeşitleri… Ne ararsan var bu pazarlarda.
Günün her saati hareketli olan bu şehirde gündüz tapınaklara, kanallara yaptığınız seyahatler gün batımıyla birlikte yerini daha da hareketli zamanlara bırakıyor. Bangkok'da gece pazarları oldukça meşhur. Eskiden bir pirinç tarlası olan Patpong, kaçırılmaması gereken gece pazarlarından birisi. Bir tarafta heykeller, Hindistan cevizi ağacından yapılmış çanaklar, seramikler, yüzlerce çeşit etnik hediyelik eşyalar; diğer taraftaysa en ünlü markaların imitasyonları bu pazarda. Sadece alışverişi değil, erotik şovların yapıldığı birbirinden ilginç barlar, eğlence merkezleri de Patpong Pazarı boyunca sıralanmış durumda. Gece pazarlarında alışveriş yaparken kural belli: Dilini bilmediğin Tay esnafıyla pazarlık kıran kırana!
Sokakta, açık havada yemek yemek Tay halkının önemli bir alışkanlığı. Yerine göre yol boyunca kurulan tezgahlarda, mahalle aralarında, pazaryerlerinde dört beş masa bir o kadar da tabure kurularak oluşturulan açık hava lokantalarında hem çeşit çok fazla hem de inanılmaz uygun fiyata. Doğranıp hazırlanmış tropikal meyveler ve bu meyvelerden hazırlanan içecekler sofraların olmazsa olmazı. Ananas, durian, papaya, rambutan, mango, muz, carambola…
Izgarada pişen sosis, tavuk, domuz, balık çeşitleri; köriler, Vok tavalarda şöyle bir çevriliveren sebzeler, ızgara edilmiş muz dilimleri; kızarmış minik ahtapotlar, karidesler; soya filizi, taze soğan, lahana, sarımsak, biber… Zengin Uzakdoğu mutfağınının gerçek lezzetleri bu sokak tezgahlarında… Yok eğer tüm bunları şöyle şık bir restoranda, bir kadeh şarap eşliğinde yemeliyim derseniz Bangkok'un birbirinden lezzetli yemekleriyle, restoranları da seçenekleriniz arasında.
Yüzlerce çeşit orkidesi, yasemin çiçekleri, turuncu kıyafetleri ile halkın arasında gezen rahipleri, sokaklara taşmış seyyar mutfaklarda pişen birbirinden renkli yemekleri, her sokak başında karşınıza çıkan tapınakları, siyam kedileri ve güler yüzlü insanları… Siyamda bir şehir, "melekler şehri"… Burada telaş yok, tasa yok… Bir başka deyişle: "mai pen rai"...